NATO zirvesi değerlendirmesi: Ankara'dan Washington'a uzanan hat ve Türkiye solunun yükselen itirazı
Vilnius ve Washington NATO zirvelerinin ardından Türkiye'de muhalif çevrelerden yükselen değerlendirmeler, ittifakın savaş hazırlığı ile halkların örgütlenme gücü arasındaki gerilimi gözler önüne serdi. Kemal Okuyan'ın Macron çıkışı ise gündeme oturdu.
Ne oldu?
NATO zirvesi değerlendirmesi, özellikle son dönemde yapılan zirvelerin ardından Türkiye siyasi yelpazesinde birbirine taban tabana zıt yorumların ortaya çıkmasıdır. Ankara'nın resmi söylemi 'alnımız ak, başımız dik' çizgisinde ilerlerken, yurtsever ve sosyalist çevrelerden sert eleştiriler yükseldi. Sol Haber'in aktardığına göre Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, dikkat çeken bir benzetme yaparak, Fransa'daki halk ayaklanmalarına atıfta bulundu. Okuyan, halklar gerçekten örgütlendiğinde NATO üyesi ülkelerin liderlerinin bile sokakta rahatça sabah koşusu yapamayacak kadar güçsüzleşeceğini belirtti. TKH ise zirveyi 'yeni bir dünya savaşının yolunun döşenmesi' olarak nitelendirdi.
Neden gündemde?
Konu, zirvenin diplomatik sonuçları kadar, iç politikadaki yankıları nedeniyle de sıcaklığını koruyor. NATO zirvesi değerlendirmesi, iktidar ve muhalefet arasındaki dış politika makasının ne kadar açıldığını gösteren bir turnusol kağıdı işlevi gördü. Batı medyası, özellikle Alman basını, Türkiye'nin İsveç'in üyeliğine verdiği şartlı onayı ve jeopolitik dengeleri tartışırken; Türkiye'deki yurtsever kanat, hükümetin Batı ile kurduğu pragmatik ilişkiyi eleştirdi. Okuyan’ın 'sabah koşusu' çıkışı, sadece bir eleştiri değil, aynı zamanda toplumsal hareketlerin askeri ittifaklar karşısındaki potansiyel gücüne dair sembolik bir meydan okuma olarak yankı buldu.
Bilinmesi gerekenler
Kemal Okuyan'ın değerlendirmesinin odağında, NATO’nun bir savunma örgütü olmadığı, aksine emperyalist bir saldırı aygıtı olarak küresel çatışmaları körüklediği iddiası yer alıyor. TKH cephesinden yapılan yazılı açıklamada da benzer bir tespit yapılarak, zirvede alınan kararların doğrudan Üçüncü Dünya Savaşı riskini artırdığı vurgulandı. Buna karşın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirve çıkışında yaptığı değerlendirmede Türkiye'nin ittifak içindeki stratejik konumuna dikkat çekti ve sürecin milli çıkarlar doğrultusunda yönetildiğini savundu. Alman DW kanalının analizlerinde ise Türkiye’nin NATO içindeki dengeleyici fakat öngörülemez rolüne vurgu yapıldı. Sol basın ise bu çerçeveyi reddederek, asıl gündemin halkların savaş tehdidine karşı sokakta kuracağı itiraz olduğunu yazdı.
Sırada ne var?
İsveç'in üyelik sürecine ilişkin TBMM'deki onay takvimi önümüzdeki dönemin en kritik başlığı olacak. Bununla birlikte Türkiye solu ve yurtsever hareketler, NATO karşıtı söylemlerini sokak eylemleri ve kampanyalarla daha görünür kılmayı hedefliyor. Özellikle Okuyan'ın işaret ettiği gibi, toplumsal muhalefetin yükseldiği Avrupa ülkelerindeki gelişmeler, Türkiye'deki ittifak karşıtı söylemi besleyebilir. Ankara ise diplomatik kazanımlarını iç kamuoyuna anlatma çabasını sürdürecek.
Sık Sorulan Sorular
Kemal Okuyan NATO zirvesi hakkında ne dedi?
Kemal Okuyan, NATO’nun emperyalist bir savaş örgütü olduğunu belirterek, halklar örgütlendiği takdirde Macron gibi liderlerin sokakta rahatça sabah koşusu yapamayacak kadar güç kaybedeceğini ifade etti. Halk muhalefetinin NATO’yu durdurabilecek asıl güç olduğunun altını çizdi.
Diğer siyasi partilerin NATO zirvesi değerlendirmesi nasıl oldu?
TKH (Türkiye Komünist Hareketi), zirvenin yeni bir dünya savaşının yolunu döşediğini öne sürerken, hükümet kanadı zirve sonuçlarını milli çıkarlar açısından olumlu değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirveden 'alnımızın akıyla çıktık' mesajını verdi.
Alman basınında NATO zirvesi nasıl değerlendirildi?
DW.com'un aktardığına göre Alman basını, zirvede en çok Türkiye'nin İsveç'in üyeliğine yönelik tutumuna odaklandı. Ankara’nın pazarlık gücü ve Batı ile ilişkilerdeki denge arayışı Alman yorumcular tarafından mercek altına alındı.