İsrail-Lübnan arasında ateşkesin ötesinde ‘çerçeve anlaşma’: Kâğıt üzerindeki barış bölgede karşılık bulacak mı?
ABD arabuluculuğunda İsrail ve Lübnan arasında imzalanan yeni çerçeve anlaşması, tarafların ateşkesin uygulanması konusunda mutabakata vardığını gösteriyor. Ancak sahada süren işgal ve karşılıklı saldırılar, anlaşmanın kalıcı bir barışa dönüşüp dönüşmeyeceği sorusunu gündemde tutuyor.
Ne oldu?
İsrail Lübnan anlaşma, ABD arabuluculuğunda İsrail ve Lübnan hükümetleri arasında varılan ve ateşkesin hayata geçirilmesini hedefleyen üçlü bir çerçeve mutabakatıdır. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 3 Haziran 2026’da yaptığı yazılı açıklamayla duyurulan anlaşma, tarafların masada uzlaştığını teyit etti. Bu metin, 17 Nisan 2026’da yürürlüğe giren ve 17 Mayıs itibarıyla 45 gün uzatılan kırılgan ateşkesi işlevsel kılmayı amaçlıyor. Görüşmeler sonucunda ortaya çıkan belge, bağlayıcı nihai bir barış antlaşmasından ziyade, uygulama mekanizmalarını tarif eden bir ön anlaşma niteliği taşıyor.
Neden gündemde?
Anlaşma, bölgede aylardır süren çatışmalı ortamı sona erdirme potansiyeli nedeniyle Türkiye ve dünya basınında geniş yankı buldu. Özellikle ateşkesin uzatılmasına rağmen İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki askeri varlığını koruması ve yer yer işgal alanını genişletmesi, uluslararası kamuoyunda ciddi bir güven bunalımı yaratmıştı. Euronews’in “Barışa giden ilk adım” başlığıyla duyurduğu bu gelişme, diplomasinin hâlâ bir şansı olduğunu gösterse de, sahada ateşkes ihlalleri sürerken atılan imzaların ne ölçüde karşılık bulacağı asıl tartışma konusu. Lübnan tarafında Hizbullah’ın anlaşma maddelerine yönelik mesafeli tutumu ve İsrail’in güvenlik gerekçesiyle sürdürdüğü operasyonlar, gündemdeki yerini korumasına yol açıyor.
Bilinmesi gerekenler
İmzalanan çerçeve anlaşmanın özü, 2006’daki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararına atıfla şekilleniyor. Bu karar, Litani Nehri’nin güneyinde yalnızca Lübnan ordusu ve Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) unsurlarının bulunmasını öngörüyordu. Yeni mutabakat, bu prensibin uygulanmasını hızlandıracak bir takvim ve denetim mekanizması kurmayı amaçlıyor. Ancak bölgeden gelen haberlere göre İsrail askerlerinin çekilme takvimi belirsizliğini koruyor. Pakistan medyasında yer alan yorumlarda, ateşkes maddelerinin Lübnan’ı da kapsayıp kapsamadığı konusunda farklı iddialar ortaya atıldı. Bu da anlaşma metninin yoruma açık yönleri olduğunu gösteriyor. Öte yandan Hizbullah’a yakın kaynaklar, anlaşmanın Lübnan’ın egemenlik haklarını kısıtlayan bir “deli gömleği” olduğunu savunarak direniş çağrısını sürdürüyor.
Sırada ne var?
Önümüzdeki sürecin en kritik başlığı, ateşkesin sahada tam olarak tesis edilip edilemeyeceği. İsrail tarafı, Hizbullah’ın altyapısının tasfiye edilmesini anlaşmanın ruhuna uygun bir zorunluluk olarak görürken, Lübnan hükümeti iç dengeyi korumakta zorlanıyor. ABD’nin arabulucu sıfatıyla süreci sıcak tutması bekleniyor ancak Tel Aviv ile Beyrut arasındaki güvensizlik, her an yeni bir gerilimi tetikleyebilir. Türkiye, bölgesel istikrar açısından diplomatik temaslarını yoğunlaştırırken, uluslararası toplumun gözü kulağı önümüzdeki haftalarda İsrail birliklerinin Güney Lübnan’daki pozisyonunda bir değişiklik olup olmayacağında. Şimdilik masada kâğıda dökülen iyi niyet, sokakta ve sınır hattında henüz karşılık bulmuş değil.
Sık Sorulan Sorular
İsrail ile Lübnan arasında imzalanan anlaşma nihai bir barış antlaşması mı?
Hayır. ABD arabuluculuğunda imzalanan metin, mevcut ateşkesin uygulanmasına yönelik bir çerçeve anlaşması niteliğinde. Kalıcı barıştan ziyade, ateşkes ihlallerinin önüne geçmek ve birliklerin konumlanmasını düzenlemek için atılmış bir ön adım olarak değerlendiriliyor.
İsrail askerleri Lübnan topraklarından çekilecek mi?
Anlaşma, BM’nin 1701 sayılı kararına atıf yapsa da İsrail askerlerinin çekilme takvimi konusunda net bir hüküm içermiyor. Mevcut durumda İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri varlığını koruduğu ve çekilmenin belirsizliğini koruduğu belirtiliyor.
Hizbullah bu anlaşmaya nasıl bakıyor?
Hizbullah’a yakın çevreler anlaşmayı Lübnan’ın hareket kabiliyetini kısıtlayan ve direnişi hedef alan bir metin olarak yorumluyor. Özellikle Hizbullah unsurlarının tasfiyesini öngören yorumlar, örgüt tarafında sert bir reddiye ile karşılanıyor.
Türkiye’nin bu süreçteki tutumu ne?
Türkiye, resmi kanallar üzerinden bölgesel istikrarın korunması ve ateşkesin kalıcı hale gelmesi yönünde çağrılarını sürdürüyor. Dışişleri Bakanlığı, diplomatik girişimlerle hem Lübnan’ın egemenliğine hem de bölge güvenliğine vurgu yapan dengeli bir tutum izliyor.